Katarakt, küçük hayvan oftalmolojisinde en sık karşılaşılan lens patolojilerinden biri olup, erken dönemde teşhis edilmediğinde veya uygun şekilde yönetilmediğinde geri dönüşümsüz görme kaybına yol açabilmektedir.
Lens hastalıkları, kedi ve köpeklerde görme kaybının en önemli nedenleri arasında yer almaktadır. Özellikle katarakt, küçük hayvan oftalmolojisinde en sık karşılaşılan lens patolojilerinden biri olup, erken dönemde teşhis edilmediğinde veya uygun şekilde yönetilmediğinde geri dönüşümsüz görme kaybına yol açabilmektedir. Günümüzde veteriner oftalmolojideki cerrahi tekniklerin gelişmesi sayesinde birçok olguda görme fonksiyonunun yeniden kazandırılması mümkün hale gelmiş olsa da, başarılı sonuçların temelinde doğru tanı, uygun hasta seçimi ve zamanında müdahale yatmaktadır.
Son yıllarda yapılan çalışmalar, kataraktın yalnızca bir göz hastalığı değil, aynı zamanda yaşlanma biyolojisiyle de ilişkili kompleks bir süreç olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kataraktın epidemiyolojisinin anlaşılması, klinik yönetim kadar önem taşımaktadır.
Köpeklerde Kataraktın Epidemiyolojik Önemi
Williams ve çalışma arkadaşlarının 2000 köpeği kapsayan geniş ölçekli kesitsel araştırması, veteriner oftalmoloji literatüründe önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur. Çalışmada farklı yaş gruplarındaki köpeklerde katarakt prevalansı değerlendirilmiş ve yaş ilerledikçe lens opasitelerinin belirgin şekilde arttığı ortaya konmuştur. Araştırmada katarakt prevalansının %50’ye ulaştığı yaş (C50) ortalama 9,4 ± 3,3 yıl olarak hesaplanmış, ayrıca 13,5 yaş üzerindeki tüm köpeklerde bir dereceye kadar lens opasitesi bulunduğu bildirilmiştir.
Bu bulgu, yaşlı köpeklerde lens değişimlerinin istisnai değil, beklenen bir süreç olduğunu göstermektedir. Ancak dikkat çekici olan nokta, yaşlanmaya bağlı katarakt gelişiminin tüm ırklarda aynı hızda ilerlememesidir.
Araştırmada Alman Çoban Köpeklerinde C50 değeri 7,5 yıl olarak belirlenirken, West Highland White Terrierlerde bu değer 11,2 yıl olarak hesaplanmıştır. İki ırk arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuş ve katarakt başlangıç yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır.
Bu sonuçlar, lens yaşlanmasının organizmanın genel yaşlanma süreciyle bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir. Katarakt gelişiminin yalnızca lokal oküler faktörlerle değil, genetik ve metabolik yaşlanma mekanizmalarıyla da ilişkili olabileceği görüşü gün geçtikçe daha fazla kabul görmektedir.
Katarakt Patogenezinde Güncel Yaklaşımlar
Yaşa bağlı katarakt oluşumuna birçok mekanizma sebep olmaktadır. Özellikle lens kristalin proteinlerinde meydana gelen oksidatif hasar ve protein agregasyonu üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Foto-oksidatif değişikliklerin lens proteinlerinde yapısal bozulmalara neden olduğu ve bunun zaman içerisinde lens saydamlığının kaybıyla sonuçlandığı düşünülmektedir. İnsan tıbbında yaşa bağlı katarakt gelişimi için tanımlanan “6D” yaklaşımı dikkat çekicidir:
- Daylight (güneş ışığı)
- Diet (beslenme)
- Diabetes (diyabet)
- Dehydration (dehidrasyon)
- Drugs (ilaçlar)
- Don’t know (henüz bilinmeyen faktörler)
Benzer mekanizmaların veteriner kliniğine gelen hastalarda da rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle diyabetik köpeklerde katarakt gelişiminin hızlı seyretmesi klinik pratikte sık karşılaşılan bir durumdur.
Klinik Olgularda Lens Hastalıklarının Dağılımı
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı’nda gerçekleştirilen çalışmada, 17 kedi ve 28 köpekten oluşan toplam 45 lens hastalığı olgusu değerlendirilmiştir. Araştırmada katarakt, lens luksasyonu/subluksasyonu, afaki, persiste pupiller membran ve lentiküler koloboma gibi çeşitli lens patolojileri incelenmiştir.
Çalışmada katarakt en yaygın lens hastalığı olarak belirlenmiş ve toplam 40 hastada 62 gözün katarakttan etkilendiği bildirilmiştir. Köpeklerde özellikle Terrier ve Cocker Spaniel ırklarında kataraktın daha sık görüldüğü belirtilmiştir.
Köpeklerde katarakt olgularının büyük bölümü orta ve ileri yaş grubunda görülürken, kedilerde olguların önemli bir kısmı genç yaşlarda ortaya çıkmıştır. Bu durum, kedilerde inflamatuar ve konjenital nedenlerin daha baskın rol oynayabileceğini düşündürmektedir.
Tanıda Sistematik Yaklaşım
Lens hastalıklarının tanısında ayrıntılı anamnez ve tam oftalmolojik muayene vazgeçilmezdir.
Tanısal değerlendirmede aşağıdaki yöntemlerden yararlanılmalıdır:
- Schirmer gözyaşı testi
- Florescein boyama
- Tonometri
- Direkt ve indirekt oftalmoskopi
- Yarık ışık biyomikroskopisi
- Oküler ultrasonografi
- Gerektiğinde elektroretinografi
Özellikle matür ve hipermatür katarakt olgularında fundusun değerlendirilemediği durumlarda ultrasonografi, retina dekolmanı veya vitreus patolojilerinin belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır.
Medikal Tedavi: Beklentiler ve Sınırlar
Katarakt tedavisinde medikal yaklaşımın rolü sınırlı olsa da günümüzde kullanılan antioksidan içerikli preparatlar, özellikle immatür katarakt olgularında progresyonu yavaşlatmak amacıyla tercih edilmektedir.
Antioksidan içerikli preparatlarda bulunan N-asetil karnozin etkeni, karnozin adı verilen doğal antioksidanın, trans-korneal penetrasyonun gerçekleştiği ve intraoküler penetrasyona izin veren tek formudur. Karnozin beyinde, sinir dokularında ve mercekte doğal olarak bulunan bir bileşiktir. İnsan fibroblastı kültürlerinde yaşlanmayı geciktirdiği görülmüştür. Proteinlerin glikozilasyonunu ve çapraz bağlanmalarını inhibe ederek yaşlanmanın, oksidatif hasarların ve kataraktın etkilerine karşı rol oynar. N-asetil karnozin’in, katarakt oluşumuna sebep olduğu düşünülen kümelenmiş lens kristalin proteinlerini parçalayabildiği, in vitro çalışmalarda görülmüştür.
Cerrahpaşa çalışmasında %2 N-asetil-karnozin, glutatyon, sistein, askorbat ve taurin içeren preparatlar bazı hastalarda uygulanmış; immatür katarakt bulunan bazı gözlerde stabilizasyon gözlenirken, bazı ileri olgularda progresyon devam etmiştir. Bu sonuçlar medikal tedavinin kataraktı ortadan kaldırmaktan ziyade belirli olgularda ilerlemeyi yavaşlatabileceğini göstermektedir. Bu sebeple hayvanın anesteziye uygun olmadığı vakalarda tedavisiz ilerlemek yerine N-asetil karnozin içerikli bir damla kullanılabilir. Ayrıca diyabet teşhisi gibi gelecekte katarakt riski öngörülen durumlarda da antioksidan damlalar koruma ve progresyonu yavaşlatma konusunda yardımcı olabilmektedir.
Cerrahi Tedavi Seçenekleri
Görme kaybı oluşturan olgularda altın standart tedavi cerrahidir. Veteriner oftalmolojide kullanılan başlıca cerrahi yöntemler şunlardır:
Fakoemülsifikasyon
Günümüzde en yaygın tercih edilen yöntemdir. Ultrasonik enerji yardımıyla lens materyali parçalanır ve aspire edilir. Daha küçük korneal insizyon gerektirmesi nedeniyle postoperatif iyileşme süreci genellikle daha hızlıdır.
Ekstrakapsüler Lens Ekstraksiyonu (ECLE)
Özellikle matür ve hipermatür kataraktlarda uygulanabilmektedir. Lens çekirdeği ve korteksi çıkarılırken arka kapsül korunur.
İntrakapsüler Lens Ekstraksiyonu (ICLE)
Daha çok lens luksasyonu veya zonüler destek kaybı bulunan olgularda tercih edilmektedir. Lens kapsülüyle birlikte tamamen uzaklaştırılır.
Discission-Aspirasyon
Özellikle genç kedilerde görülen yumuşak lens materyaline sahip intümesan veya immatür kataraktlarda kullanılabilmektedir.
Komplikasyonlar ve Klinik Başarı
Katarakt cerrahilerinde başarı oranları yüksek olmakla birlikte komplikasyon riski tamamen ortadan kaldırılamamaktadır.
İntraoperatif komplikasyonlar arasında:
- Hifema
- İris herniasyonu
- Lens luksasyonu
- Posterior kapsül yırtığı
- Korneal endotelyal hasar
yer almaktadır.
Postoperatif dönemde ise:
- Korneal ödem
- Ön üveitis
- Anterior sineşi
- Sekonder glokom
- Retina dekolmanı
- Posterior kapsül opasifikasyonu
gibi komplikasyonlar görülebilmektedir.
Buna rağmen uygun hasta seçimi ve doğru cerrahi teknik ile görme fonksiyonunun yeniden kazanılması mümkündür. Cerrahpaşa çalışmasında operasyona alınan kedilerin 13 gözünden 9’unda fonksiyonel görmenin geri kazanıldığı bildirilmiştir.
Sonuç
Katarakt, küçük hayvan pratiğinde en sık karşılaşılan körlük nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Güncel epidemiyolojik veriler, yaşlanmanın katarakt gelişimindeki temel faktörlerden biri olduğunu, ancak genetik yapı ve ırka bağlı farklılıkların da önemli rol oynadığını göstermektedir. Özellikle yaşlı köpek popülasyonunda lens opasitelerinin son derece yaygın olduğu artık bilimsel olarak ortaya konmuştur.
Veteriner hekimler açısından en kritik nokta, kataraktın yalnızca bir lens opasitesi olarak değil; sistemik hastalıklar, yaşlanma biyolojisi ve oküler inflamasyonla ilişkili kompleks bir süreç olarak değerlendirilmesidir. Erken teşhis, düzenli oftalmolojik takip, uygun zamanda gerçekleştirilen cerrahi müdahale ve yenilikçi, güncel antioksidan preparatlarla gözü koruma, başarılı sonuçların temelini oluşturmaktadır.
Demir A, Düzgün O. Diagnosis, medical and operative treatments of lens diseases in cats and dogs. Erciyes Univ Vet Fak Derg 2021; 18(3): 152-165
Williams, D.L., Heath, M.F. and Wallis, C. (2004), Prevalence of canine cataract: preliminary results of a cross-sectional study. Veterinary Ophthalmology, 7: 29-35.
Williams, D. L., & Munday, P. (2006). The effect of a topical antioxidant formulation including N-acetyl carnosine on canine cataract: A preliminary study. Veterinary Ophthalmology, 9(5), 311–316.











